Sanatın Padişahları

Padişahları “padişah” kılan özelliklerden biri de, sanatkâr olmalarıydı.
Düşünün, bir şehzade doğuyor…
O yavru, neredeyse sütten kesilir kesilmez; “Harem” isimli derin mektepte, özellikle de eğitmek üzere eğitilmiş hanımefendilerle vakit geçirmeye başlıyordu. Oyun oynarken, su içerken, hatta üzülür ve sevinirken bile “onun bir gün padişah olabileceğini” bilen… Ve kendisini de hep bu istikamete yöneltmeye odaklanmış uzmanlarla beraberdi.
Zaten “Harem” kelimesinin manalarından biri de;
İlmek ilmek saraylı dokumak için, saray bünyesinde kurulmuş olan tezgâh, değil miydi?
♥♥♥
Bize hep, padişahların “ekmek elden su gölden” beslendiğini anlattılar. Peki, aslı neymiş, öğrenmeyen kaldı mı?
Sanatın bütün dallarına hâkim yetiştiriliyordu şehzadeler. Zaten genetik olarak da ince ruhlu, gayet hassas ve sanata yatkındılar.
Dîvanı olan şairleri parmakla gösteririz asırlardır, hâlbuki dîvan sahibi olmayan padişah yoktur veya yok kadar azdır.
Ayrıca bütün şehzadelerin, mutlaka bir zenaatle meşgul olmaları şarttı. Yani esnaflık yapabilecek ve bu işten geçimlerini sağlayabilecek kadar bir mesleğin sahibiydiler. Abdülhamid Han’ın babası için yaptığı ahşap çalışma masasına bakarak marangozluktaki inanılmaz maharetini görün. Veya en azından III. Ahmet Han’ın kendi çeşmesi üzerine kuşak şeklinde yazdığı hattı inceleyin.
Ve padişahların esnafa, sanatkâra ve sanata yakınlıklarını hissedin.
♥♥♥
Şimdi… Zihni buldozer gibi çalışan adamlarla ülkeleri hızla zenginleştirebilir, irileştirebilirsiniz belki, ama uzak yarınlarınız olmaz!
Bunun formülü bellidir: Sanatkâr yetiştirmeliyiz, mutlaka sanatkârlar yetiştirmeliyiz. Bir avcı, dedektif gibi kabiliyetler aramalıyız. Çünkü; sanatçın yoksa sanatın yok ve sanatın yoksa yarınların yok!
Her yetişen sanatçı, senin bir yükselen bayrağındır; senin rengini dalgalandırır, senin istikbalin için bir kutup yıldızıdır.
Bizlerse onlarca yıldır, yetişmiş olan sanatçılarımızı bile gömme konusunda uzmanlaştık!
İşte Dîvanyolu dergisinin ısrarla ve ısrarla gençlere sayfalar açma çabası bundandır.
Sizler de bizi yalnız bırakmayın, çünkü bu konuda duyarsız olmak hepimize çok şey kaybettirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir