Sarhoşun Saygısı

13 Mart 2018

Ahmet Mahir Pekşen

Namaz sonlarında dua ederken aklıma zaman zaman bir sarhoş çehresi gelir. Sanki bana, “o kadar emin olma…” der. “İbadetlerine fazla güvenme, bir kibir kırıntısı yıkıverir oluşturduğun ibadet kulesini” diye gülümser sırrını fark edemediğim bir tarzda.

Bu sarhoş kimdir?…

Anlatayım.

Bundan belki on, belki yirmi yıl önceydi. Tarihini tam hatırlamıyorum ama aylardan Ağustos olduğunu ve o gün İstanbul’un yakıcı bir gün yaşadığını iyi biliyorum.

Yine garibim İstanbul’da. Herkes bir yerlere koşup duruyor. Bir ben gayesiz, kalbi buruk… Güneş ufuk çizgisinin altına inmesine rağmen hava sıcak. Herkesin el kadar gölge aradığı o saatlerde Beyazıt’tan Laleli’ye doğru yürüyorum. O zamanlar metro, tramvay falan yok. Yol boyu çimenler ve çalımsı ağaçlar, lükstrümler var.

Hâlâ genç sayılırım. Adımlarım sert, başım dik. O da ne. Çalıların yanına, çimenlerin üzerine uzanmış bir adam.

Takım elbisesini güneş bozarttığına göre kapalı bir mekâna hasret geçiriyor gündüzlerini.

Ceketinin omuz başı sökük… Bundan çıkaracağım iki sonuç; adamı  birileri itip kakmış ve ceketini yırtmış. Ve ikinci sonuç, ceketini dikecek kimsesi yok. Ceketinin altında gömlek yok ya da var ama düğmelenmediği için bir yerlere gizlenmiş. Göbeğine kadar inen bir atlet. Aslı beyaz olmasına rağmen griye ve hatta neredeyse siyaha çalıyor.

Saç ak… Uzun. Karmakarışık.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir