Şeherli Nine

17 Ağustos 2018

Gülseren Başoğlu

Gözlerinde kabullenişin gölgesi vardı. Hasreti, hüznü, kırgınlığı, yalnızlığı gizleyen gölgenin gizleyemediği tek şey vardı o da buğulanan yeşile bakan o çakır gözler idi.

Osmanlının son dönemlerinde payitahtta paşa konağında başlayan küçük bir köyde devam eden, ilçede son bulan bir hayat hikâyesi…

Otuz yıl kadar önce tanıştım. Yaşlıydı ama hâlâ dinç bir hafızaya, yılların zaman değirmeninde öğütemediği mükemmel İstanbul Türkçesine, güngörmüşlüğün getirdiği asil tavırlara sahipti. Mahallede herkes ona “Şeherli Nine” diyor, muhtemelen adını pek de kimse bilmiyordu. Adını ben de sormadım, bilmiyorum ama o anlatırken nefes almayı unuttuğumu hatırlıyorum sadece.

Babası Osmanlı paşası olan Şeherli Nine, yıllar önce paşa konaklarının birinde doğmuş büyümüş. Kendi tabiriyle topuklu iskarpinleri Fransa’dan gelir, kıyafetlerini özel terziler dikermiş. Konak dışında Bursa ipeğinden renkli çarşaflar giyerlermiş. Başka kardeşleri var mıydı hiç sormak gelmemiş aklıma, belki de anlattı, ben hatırlayamıyorum.

İmrenilecek bir hayat sürerken, paşababasının emir eri delikanlı ile konağa erzak öteberi getirip götürmeye başladığında karşılaşmış, bakışmış, tanışmış ve sevdalanmışlar… Egeli gencin askerliği bitmiş, kapıya gelip “Paşababan seni bana vermez gel kaçalım” deyivermiş. Akıl tutulması mı, kocaman bir sevda mıdır sebep, bilemiyorum. Ama kader de yaşanacak işte bir şekilde.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir