Semt-i Hâmûşân

Korhan Kandemir

Şehir içinde göğe uzanan serviler arasında öteki âleme ait bir şehir daha var: “Yalancı şehrin, sahici beldesi!” Bize sessiz çığlıklarıyla ahvalden haber vermek istedikleri sır dolu,  gizemli şehirler. Suskunlar şehri, hâmûşân, kabristan…

Kapılarında sanki yeşil üniformalarıyla bekleyen dik başlı serviler o sonsuz yolculuğa buyur ederler, gelen lal kesilmiş ebedi misafirlerini. Kuş seslerinin cıvıltıları eşliğinde tepeleri sivri, altları geniş göğe uzanan serviler, sağdan-soldan esen ılık meltemlerle âdeta tennûresi açılmış mevleviler gibi gelir bana. Rûzigârın uhrevi sadâsına kapılmış, yorgun dallarından homurtular çıkararak sallanırlar bir o yana bir bu yana.

Kabristanı, ölümü hiçbir millet bizim gibi tahayyül edemedi, anlayamadı ve yaşayamadı. Evet yaşayamadı! Çünkü biz öldükten sonra da yaşamaya devam ederiz, sesimiz kısık olarak. Çünkü biz ölüleriyle iç içe yaşamaya devam eden bir milletiz. Suskunlar semti diye tabir ettiğimiz bu mekanlar acısını-tatlısını, vuslatını-firâkını, varlığını-yokluğunu geride bıraktığımız, sonsuzluğa bir adım atarak geçiş yaptığımız manevi bir kapıdır. Hâsılı fâni âlemden bâkî âleme geçişin yoludur kabristan… Necip Fâzıl üstâdın zikrettiği gibidir ;

“Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta…
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölum, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir