Şeytanın Arabası

Sizlere başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum.
Başımdan geçse de; bedenimin, izlerini taşıyacağı bir olay…
Daha 16 yaşımdayım ve bu yaşta ilk kez bir hastane odasında uyandım.
Gözlerimi açtığımda, etrafımda ağlamaktan helak olmuş insanları gördüm. Annem, babam ve daha narkozun etkisiyle ismini hatırlayamadığım birçok insan…
Başlarda anlayamadım; dudağım şiş, ağzımda kan tadı, sol gözümü açamıyorum, anlım acıyor, bacağımda inanılmaz bir sızlama, sağ kolumda feci bir yanma hissi…
N’oldu böyle?
Hiçbir şey hatırlamıyorum.
Annemi görüp çağırdım yanıma;
“Anne, bana ne oldu, neden herkes burada, neden giysilerim değişti, biz neden buradayız?”
Annem sorularıma cevap veremeden ağlamaya başladı ve ben daha çok gerildim.
*
Uyumuşum. Yoğun bakım odasında açtım gözlerimi.
Bir süre sonra hemşire geldi. “Kaza geçirmişim ama iyiymişim”, öyle dedi.
Allah Allah, peki ben neden iyi hissetmiyordum!
“N’oldu böyle?” diye sordum, cevap vermedi. Ve ardından midemi bulandıran, hoşlanmadığım bir acı hissettim, serum takmış. İnanın o an, serumun damarlarımda gezdiğini hissettim…
Yoğun bakıma annem ile babam geldi, benden “yaşadığım kazadan hatırladıklarımı anlatmamı” istediler. Ben de düşündüm ve anlatmaya başladım:
*
Sabah çok geç uyanmıştım, hatta öğleye yakın kalkmıştım.
O gün arkadaşımın doğum günüydü. Birkaç güne kadar onlarla ayrılacağımız için,
benim de yaklaşan doğum günümü hep birlikte kutlamaya karar verdik.
Fakat bir gün önce ayağımı burkmuştum, yürüyemiyordum. Toplanacağımız ev yakın
olduğu halde, pasta meşrubat filan taşımam bu halde mümkün değildi. Yani, birkaç gündür
babaannemlerde kalan motoruma acilen ihtiyacım vardı.
Normal şartlarda on beş yirmi dakikalık yürüme mesafesindeydi babaannemler ama
ayağın ağrırken buna cesaret bile edemiyorsun. Ben de üvey kardeşimi aradım ve ondan
beni motoruyla götürmesi için rica ettim. Keşke belediye otobüsüne binip gitseydim
ama sanki o gün bir şeyler beni o motorabinmem için arkamdan ittirdi. Biraz da havalı
olur diye düşünmüştüm aslında…
Hazırlandım ve aşağıya indim. Binamızın altında küçük bir baharat dükkânı olan annemin yanına dahi uğramadan, motorun arka kısmına oturdum.
Benim hiç kullanmadığım yoldan gitmeye başladı üvey kardeşim. Biraz sonra önümüze
bir set çıktı, ama yavaşlamadı. Sanki o da bu motorun biraz acemisiydi. 60 ya da 70’le, sarsılarak setten geçtik. Tam da o sıra bana bir şey anlatıyordu, kafası sağa doğru dönüktü.
“Buğra, yavaşş!..” diye bir çığlık atmışım…
*
Net olarak hatırlamıyorum ama yan tarafından minibüse çarpmışız…
Ben arkada oturduğum halde, benden daha ufak tefek olan kardeşimin üzerinden
uçarak arabaya vurmuşum. Motor yere devrilmiş ve ben de motorun üstüne düşmüşüm.
Kendimde değilim… Kolum egzoza yapışmış, sağ pazu bölgem feci halde yanmış; çalışır
durumdaki motorun tekeriyse sağ ayak bileğimin üzerinde döne döne, etimi derinine
kadar oymaya devam ediyormuş…
Bense hiç durmadan;
“Boynum kırıldı!..” Diye çığlık atıyormuşum.
Kan revan içindeyim, şoka girmişim.
*
Çarptığımız arabanın şoförü panik yapmadan, anında müdahale ettiği için yine de ucuz atlatmışım. Hemen jandarma ve ambulans gelmiş.
O ânı hatırlıyor gibiyim; herkes toplanmıştı başımıza.
Çok korkmuşlar, bizi hastaneye kaldırmışlar. Kardeşim, birkaç yerine yapılan pansumanla
kurtulmuş, ama ben…
*
Ardından yoğun bir tedavi başladı.
Hastanemiz, doktorlarımız ve hasta bakıcılarımız gerçekten çok güzel. Benim tedavim de çok yönlü. Her şeye bakıyorlar; beyin travması, darbeler… Normal yaralanmaların dışında, ayak bileğimde ciddi bir oyulma ve kolumda önemli bir yanık var. Her biri farklı ünitenin işi; üstelik vücudumun başka bölgesinden alınıp yer değiştirilmesi, yani kesilmesi ve yamanması gereken parçalar var…
Düşününce içim bir tuhaf oluyor, böyle oldukça da zihnimi dağıtıyorum…
Tedavim çeşitli aşamalarda, uzun zaman devam edecek.
Gereken en önemli şey çok sabır ve bol bol dua…
*
Bir süre hastanede yattıktan sonra eve geldim.
Ayağımın üstüne basabildiğim için umutluydum ama hep ağladım, yürüyen bir insan gördükçe ona çok imreniyordum.
Yüzüm gözüm umurumda bile değildi,ama ben yerimde durmayan bir insandım, şimdi de yine yürümek istiyordum.
Psikolojim bozulmuştu, hiçbir şeyle ilgilenmiyor, sadece ağlıyordum.
*
Bir akşamüstü evde yalnızdım; “nereye kadar sürecek bu, her an ağlayarak mı günlerimi geçireceğim” diye kendime sorular sordum.
Düşündüm ki; bana değer veren herkes yanımda, annem babam her şeyime koşuşturuyor, babaannem ve beni seven insanlar dualarını eksik etmiyor. Herkes daha bir ilgili ve beni çok seviyorlar, neden isyan ediyorum ki? Benim mutlu olmam için birçok sebep var, hiç böyle hayata küsülür mü? Dedim.
Derin bir iç çektim…
Allah’a şükrettim; nefes aldığım, sevenlerimin yanımda olduğu ve yaralarıma bir çözüm olup iyileşeceğim için. Belki de Allah-ü Teâla beni çok daha ağır bir kazadan korumuştu…
Mutlu olmak zorundayım.
Buna her açıdan ihtiyacım vardı.
*
Ameliyat zamanı geldi, hastaneye yattım.
Orada bir gün geçirdik. Ameliyathaneye götürmek için beni almaya geldiklerinde, işte görüyordum; annemin canından can gidiyor gibiydi. Babaannem elimi hiç bırakamadı.
Ameliyathaneye girdiğimde bildiğim bütün duaları okumaya başladım.
İlk kez bir ameliyatla karşı karşıyaydım ve korktum.
Garip hissediyordum. Ameliyat odasına girdiğimde bir müddet bekledim, daha bir korkmaya başladım. O sırada hemşire narkozu yaptı ve sol elimden omuzuma kadar bir yanma hissettim.
Bana “3’e kadar say” dedi.
Ben 2’de gitmişim!.. 🙂
*
Uyandım!..
Aman Allah’ım!..
Kemiklerime, iliklerime kadar işleyen bir acı hissediyor, bağıra bağıra ağlıyordum!..
Yarım saat kadar ağladıktan sonra biraz açıldım, kendime geldim. Acım sakinledi ve toparlamaya başladım. O sırada birçok keşkem oldu ve bir çok pişmanlıklarım…
*
Bazen yazmak hoşuma gidiyor, bazen ihtiyaç hissediyorum, bazen de sıkılıyorum.
İkinci ameliyatı bekliyorum; acısını, ağrısını, zorluğunu tahmin bile etmek istemiyorum ama artık korkmuyorum!
Annem, babam, babaannem hep benimle ve acıma ortaklar.
Oda arkadaşım bir teyze vardı. Benim olacağım bir ameliyatı geçirdi, çok zorlanıyordu, onun küçük bir yerinden deri alındı, yarasına yama yapıldı. Benimse büyük bir yerden
olacak, yaram büyük, yanığım geniş. Çok acıyacağını biliyorum ama şükür ki bu kadarına,
ya daha büyüğü olsaydı, olabilirdi de!..

*
Üçüncü haftadayız…
Dışarı çıkıp gezemiyorum. Ailemin yardımlarıyla hastaneye gidiyorum, birkaç
arkadaşımın koluna girip zaman geçirebiliyorum ama inanın ki çok zor. Her gün yatıp kalkıp hep duvarı izlemek ya da hiçbir şey yapamamak çok zor.
Okulumu ve birçok şeyi erteledi bu kaza; o gün doğum günümü kutlayacaktım arkadaşlarla
birlikte o ertelendi…
Yine de “engel” görmüyorum kendime, görmeye çalışıyorum bunu, kötü yönü beni
yavaşlatıyor olması…
*
Hani büyüklerimiz;
“Aman dikkat, et başına bir şey gelmesin, ne de olsa bu iki tekerlekli bir şeytan arabası”
dediklerinde;
“Öfff, noolucak sanki” diye burun kıvırıyoruz ya, onların kalplerini kırıyoruz ya!..
Yapmayın arkadaşlar, kimseyi kırmayın!.. Hatta onların söylediklerini dinleyin. En azından “Besmelesiz” evden çıkmayın, her hangi bir vasıtaya binmeyin…
Tamam, belki yazılmış kaderi engelleyemiyoruz, ama çoğu zaman “tedbiri” kendi ellerimizle kendi arkamızda bırakıyoruz!
Bir de; böyle sıkıntılı günlerimizde elimizi tutan, yüzümüze gülen, gözümüzün içine
sevgiyle bakanlar kimler, biliyor musunuz? Hani bizim her zaman surat astığımız, yanlarında durmayıp kaçtığımız kimseler, yani en yakınlarımız!..
Geç anlasam da, bu yaptığımız hiç iyi bir şey değil.
*
Belki kask takmış olsaydım dudağım bu kadar şiş ve rahatsız edici olmayacaktı.
Olmuş olanı engelleyemem, oldu artık, ama ders almam gerekli.
Düşünüyorum; acemi bir sürücünün arkasına binmemeliydim, başım kasksız bir halde
bisiklet bile olsa kullanmamalıydım…
Bunca kuralsız, bu kadar tedbirsiz ve hatta besmelesiz binilmiş bu iki tekerlekli motor,
elbette altımızda bir “canavara” dönüşebiliyor ve tabii ki “şeytanın arabası” olabiliyor!
Şimdi çok iyi anlıyorum ki; tedbiri elden bırakmamalıydım.
Beni sevenlerin sözlerine kulağımı açmalıydım!
*
Annemin dükkânına tam bir ay sonra girebildim. İlk defa dışarı çıkabilmiştim.
Tedavim bitmemişti. Ve hatta, daha aylarca sürecekti ama ben neşe içindeydim.
Acım vardı ama umudum daha fazlaydı.
*
Arkadaşlar!
Lütfen siz de, ne olursa olsun hayatınıza, canınıza mâl olabilecek böyle hatalar yapmayın.
Ne olursa olsun iyi yaşamalı ve en ufak ihtimalleri bile hesaplamalıyız.
Ben o gün o motora bindiğimde, şu an yaşadığım acıları yaşayacağımı elbette bilmiyordum.
Öyle bir kazaydı ki, o anda, yaşayacağımdan hayatta kalacağımdan bile emin değildim!..
Şükürler olsun ki atlatabildim ve yaşıyorum.
*
İyi yaşayın.
Hapşırık sonrası çevreden gelen klişe sözler gibi değil, gerçekten iyi yaşayın ve o
güzel, sağlıklı, huzurlu ve tedbirli hayatınıza “elhamdülillah” deyin.
Tabii ki düşüp kalkarak yaşamayı öğreneceğiz.
Ama neden sakat halde, birilerine muhtaç halde yaşayalım veya neden, ardımızda kalan sevenlerimizi gözü yaşlı bırakalım!..
Öyle değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir