Sır

29 Ocak 2018

Süleyman Eldeniz

Yurt binasının ikinci katında, misafirlerin birbiriyle sohbet edip çay içmesi için hazırlanmış odada oturuyorlardı. Sohbet koyulaşmıştı.

Bu bina daha önce kerpiçten yapılmış tek katlı mahalle camii idi. Yaklaşık kırk yıl önce belediyenin gösterdiği yeni yere Abdi Ağa Camii yapıldığında, burası da amacına aykırı kullanılmamak üzere öğrencilere yurt olarak istihdam edilmişti. Yeni caminin inşaasında da, yurdun hazırlanmasında da Hacı Recep Hoca’nın büyük emeği geçmişti.

Çayını önce güzelce koklayan Recep Hoca sonra bir yudum alarak anlatmaya devam etti:

“Biliyor musunuz? Bu mahallenin, hatta İpsala’nın manevi bir bekçisi var.”

Herkes pür dikkat kendisini dinliyordu. Devam etti Recep Hoca:

“Bilenler bilir, şu arka tarafta komşumuz olan İbrahim Deniz Bey’in bahçesinde bir mezar vardır. Orada Müstehaddin Dede’miz medfun. Bildiğiniz gibi bu bina daha önce tek katlı bir camiydi. İşte bu camiyi, İkinci Dünya Savaşı sırasında devlet askere tahsis etmiş. Caminin içinde atlar ve katırlarla beraber, bir köşesinde de askerler kalmaya başlamış. Bu askerlerin bir kısmı çok gürültü yapıyor, etrafı kirletiyor, nerede olduklarını hatırlamadan sövüp sayıyorlarmış. Bir akşam Müstehaddin Dede nöbetçi askere görünüp, mahalleden birisi olduğunu söyleyerek nasihat etmiş. Demiş ki:

“Asker ağa, bak bu yaptıklarınız hoş şeyler değil. Camidesiniz, küfür etmeyin, gürültü yapmayın, etrafı kirletip yıkmayın, dökmeyin, rahatsız olanlar var.”

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir