Su Gibi

Siz hiç suda yansımanızı
gördünüz mü? Yüzünüzün
değil, “kendi”nizin…
O gün Divanyolu Maviler’den
birçoğumuz Muammer Erkul’a
yol arkadaşı olmak ve
Divanyolu’na eşlik etmek için
oradaydık. Üstelik ben ilk kez
adım atacağım bu ortamdan
çekiniyor ve ürkek adımlarımın
izini bırakmadan nasıl yürürüm
diye düşünüyordum.

Bu yıl dokuzuncusu düzenlenen
Kariyer Zirvesi benim için
tanımadığım insanlardan ibaretti;
farklı üniversitelerden,
şehirlerden ve hatta ülkelerden
gelmiş olan öğrencilerden, kuruluş
amaçlarını dahi bilmediğim
dernek üyeleri ve gönüllülerinden,
etrafta ehemmiyeti
olduğu belli olan yaşlı başlı kişilerden
ve kalabalığın içinden
dualar eşliğinde bir ağızdan
diğerine dolanan bir isimden…
Divanyolu Dergisi, benim için
apaçık bir yoldu… Peşinden
çıkıp gelmiş, kendimi tanımadığım
ve şaşılası bir halde
güvenebileceğimi hissettiğim
bu insanlar arasında buluvermiştim.
Biliyordum ki, günün
sonunda buradan ayrıldığım
vakit; bu yolculukta başladığım
andaki benden başka biri
olmayacaksam beyhude yola
dökülmüş olacaktım.
Yabancı olmadığım dizeler
vardı, haklı olduklarını biliyordum.
İçimden yineledim…
“Tercih elindeydi hep ve hep
de / Senin ellerinde olacak!”
Sormak ve dinlemek arasında
bir tercihe zorladım kendimi.
Bir kalabalığın sevecen oluşuna
ilk kez tanık oluyor, ilk kez
yüreğimle aynı fikirde olup
konuşmaya can atıyordum bu
insanlarla. Diğer yandan isimleri
birinden diğerine ulaşan
seslerden çekip çıkarıyor, merakıma
ekliyordum. Telaffuzlarına
dikkat ettiklerim oluyordu,
aklıma kazıdıklarım… Zamanla
tüm bu isim kargaşasının içinden
insanları birbirine bağlayan
birinin olduğunu sezdim.
Kahverengi Derneği’ni ve
gençlere girişimcilik hakkında
konuşmaya gelen bir bakanı,
CEO’lar ile Hayati İnanç’ı ve Resul
İzmirli ile Yönetim Kurulu
Başkan’larını dahası her birini
orada bulunan gençlerle birbirine
bağlayan bir tek insan vardı.
Bahçeye çıkıp derince bir nefes
aldım. Suya ne kadar yakın
durdum bilmiyorum ama bir
kulağım etrafı dinler haldeyken
gözlerimi bir yansımaya diktiğimi
hatırlıyorum. Ansızın… Ve
suya imrendiğimi… Gözlerimi
güya güneşten kaçırmak için
kısıyormuş gibi yapıp, dakikalarca
“kendi”mi aradığımı…
Neler düşündüğümü, neler
düşüneceğimi, bildiklerimi ve
öğreneceklerimi seyrettim öylece.
Buraya adımımı attığımdan
beri yalnızca bildiğim bir
yolun olduğunu sanmakla hata
etmiştim. Şimdi Divanyolu’nun
da ötesinde var olan, en başından
beri sezdiğim yolları görüyordum.
Su, adını sıkça duyduğum,
bunca insanı birbirine
bağlayan ve kalpten kalbe giden
tüm bu yolların mimarı olan insanı,
Enver Abi’yi yansıtıyordu.
Ve bu isim bana “kendi”mden
başkasını sunmuyordu…
Güvenin bana; eğer siz de bir
gün burada bahçeye çıkıp,
adımlarınızı en uçta, Haliç
kıyısında sonlandırdığınızda,
gözlerinizi tam karşınıza düşen
Eyüp Sultan Camii’nden,
mezarlığın hemen üstünde
kalan Kaşgari Dergâhı’ndan
ya da Piyerloti ve çevresindeki
manzaradan alabilirseniz; başınızı
suya eğdiğinizde, yansımanızı
görecekseniz.
Ve benim gibi gülümseyip,
Kariyer Zirvesi için hedefinizin
Divanyolu olduğunu söylemeye
niyetlenmişken tam
da, yeniden kulak verin suya;
duyacaksanız! Kim bilir belki
Enver Abi’nin kalbinize giden
yollardan birine bıraktığı bir
iki dizedir duyduklarınız ama
benim yabancı olmadığım,
aynı yolda yürüdüğüm insana
ait cümlelerdi. Diyordu ki:
“Ve son olarak;
Su gibi bir küçük bardağın içine
sığdır ki kendini;
Girebilmeyi öğren insanların
damarlarına!
Hayat ver
Vazgeçilmez ol!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir