SUÇLU ŞEHİR

12 Ağustos 2016

Şehir miydi insan mı, asıl suçlu olan!

Karlı bir kış günüydü. Yeğenim
yeni bir şehrin hastanesine mikrobiyoloji
uzmanı olarak atanmıştı ve
hep birlikte yola koyulmuştuk. Dağlarla
çevrili bu yerleşim yeri keskin
is kokusuyla karşılamıştı bizi… Kira
ile tutulan eve sil baştan en pahalısından
ev eşyası alınmış, hep birlikte
dayayıp döşemiştik neşe içinde…
Kardeşim, yani aile reisi nedense
çok sevememişti bu şehri. Kışın pek
bir şeye benzemiyordu gerçekten
de, ama:
“Hele bir de yazın görelim”
dedik, “şöyle dağlar yeşersin, yamaçtaki
çeşmenin soğuk suyundan
içelim…”
Beklentimiz boşa çıkmamıştı
doğrusu, yaz mevsiminde gerçekten
de güzelleşmişti şehir. Çeşmenin
buz gibi akan suyu içimi ferahlandırmış,
dağların yemyeşil görüntüsü
gözlerimi ışıklandırmıştı. Memleketimin
her yöresi ayrı bir güzeldi…
Olmaz mı hiç? Şu topraklar nice yiğitlerin
kanları ile sulanmıştı kim bilir…
… Aradan üç yıl geçmişti. Bir gün telefon
çaldı. Telefondaki yeğenimdi. Öyle üzgün,
öyle heyecanlıydı ki, sesi titriyor, boğazı düğümleniyordu:
“Halam ne olur gel, ne olur hemen gel…”
Telefonla konuşuyorduk ama o güzel
yüzün gözyaşlarından sırılsıklam olduğunu
görebiliyordum… Yeğenim aynı zamanda
sütkızımdı. Onu çok seviyordum. Çok darda
olmasaydı bana böylesine yalvarmazdı. İyi
de benim hemen kalkıp gidecek durumum
yoktu ki. Burada bana ihtiyacı olan bir de ailem
vardı. Ve üç yıldır torunum gibi bağrıma
basıp baktığım, beni çok seven ve güvenen
küçük bir çocuk vardı…

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir