Suriyeli Yusuf

24 Ekim 2016

Çoğu zaman incir çekirdeğini bile doldurmuyor
dertlerimiz…
Öyleyse alın size, nice gerçek derdi bile dert
etmeye hakkı olmayan milyonlardan sadece
birisinin…
Annesi ve iki kardeşi ile birlikte hayat mücadelesi
veren
Küçük Yusuf’un hikâyesi!
* * *
O gün benim için sıradan bir sonbahar günüydü.
Sıradandı, çünkü her şey aynıydı; kuşlar,
ağaçlar, insanlar…
Her yerde aynı telaş, aynı koşturmaca vardı…
Her birimiz bitmez tükenmez bir gelecek
kaygısıyla, kendi dünyamız için koşturup duruyorduk…
İşte böyle bir günde, yorgun halde otobüsten
inmiş, Haliç’in sahiline doğru yürürken, çimenlikte
tek başına oturan bir çocuk gördüm.
Ayaklarım beni ona doğru götürdü.
Deniz esintisi yüzünü yalıyor, güneşin
parlak ışığı gözlerini kamaştırıyordu. Elinde
kâğıt mendil paketleri vardı. Usulca yaklaşıp;
“Oturabilir miyim?” diye sordum.
Sonra cevabını bile beklemeden uzanıp
çatlamış ve biraz da kirlenmiş minik ellerini
ellerimle tuttum.
Ben kendi ismimi söyleyince o da adını
mırıldandı:
“Yusuf.”
* * *
Dokuz yaşlarındaki Yusuf, utangaç… Hafiften
esmer tenli, incecik kolları olan bir çocuktu.
İri ve siyah gözlerinin üstünde yay gibi
kaşları, küçük burnunun ise biraz genişçe
kanatları vardı. İnce dudaklarının arasından
birbirinden ayrık ve çürümüş mini mini dişleri
görünüyordu.
Kısa sürede öyle bir sohbete dalmıştık
ki Yusuf’la, zamanın nasıl akıp gittiğini fark
edememiştim… Bu sohbetimizde Yusuf, zihnine
kazınmış ve asla çıkmayacak olan bir
hikâyeyi, babasının ölüm hikâyesini anlatmıştı
bana…divanyolu-34-baski-42 divanyolu-34-baski-43 divanyolu-34-baski-44 divanyolu-34-baski-45 divanyolu-34-baski-46 divanyolu-34-baski-47

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir