Arzuhalim Irmak Aldı Götürdü

Fatma Pekşen Orta yaşın üst sınırlarını zorlamakta olduğu intibaını veren, yüzü kızgın güneş altında tırpan vurmaktan bakır kırmızısı bir hâl almış adam, ırmak kenarının sahibi gibi duran kendi yaşlarındaki çıtırık […]

Kuş Ebrusu

Fatma Pekşen Yeşil bugün daha mı koyulaşmıştı ne! Yas tutar gibi. Hani genç cenazelerinin ilk gecesinde, mevtanın anasının eline ayağına yakarlar ya; tıpkı ondan. Kına koyuluğunda. İç içe geçmiş bin […]

Harraç!

Fatma Pekşen Bilmem, çarşı ahalisi bu sesi duymayalı kaç yıl oldu? Ve gene bilmem, siftah ne zaman tanışmıştı bu sada ile? Ne kadar kişinin kursağına bu sesten dolayı ekmek girmişti? […]

Yalnız Baktım Kasımpatına

Fatma Pekşen Bir güvercin mi konmuş caminin alemi üstüne ne? Her zaman konarlar mı oraya? Sahi, güvercinlerin de mevsimi var mıdır? Kondukları, göçtükleri, kuluçkaya yattıkları mevsimleri… hani bazen takvimlere not […]

Boğum Boğum

Fatma Pekşen   Bir insan beş ayda bu kadar çok semirebilir mi? Ben gittiğimde, yani güzün sonunda bu kadar etli butlu değildi. Şimdi ise, bacaklarını sekiz-dokuz aylık tosuncuk bir oğlan […]

Affan Dede’ye para verenler

Nerden aklıma düştü bilmem ki? Sabahın nurunda gözümü bu şiirle açıverdim. Kimdi Affan Dede? Kimin nesiydi bu parayla anılan dedecik? Bakanı edeni var mıydı? İşi gücü, emeklisi, rahmetli karısı ve […]

Kelepir Mal

Ne iyi etmişti, şu köylü güzeli diriliğindeki kelepir malı satın almakla… Öteki öleli neredeyse iki ayı bulacaktı. İhtiyarlığı kapıya koymayıp “Yaza kadar canımı dişime takar idare ederim” dediyse de, çarşıya […]

Gönül Hanım’ın gölgeliği

“Etme reisim; bunu bana etme. Canımı al sesi çıkmaz; kılımı kıpırdatırsam namussuzum. Lakin buncağıza dokunma. Bırak eceliyle ölsün. İçini kurt kemirdiğinde, oyuğuna yılanlar yuva yaptığında, başına yıldırım düştüğünde ölsün. Kuruyup […]

Neslihan’ın Annesi

Onunla bir kış günü, böylesine apansız, gece yarısına yakın bir saatte tanışacağım hiç aklıma gelmezdi. Evin en büyüğünün, uykunun bilmem kaçıncısına doğru kulaç attığı, apartmanca hiçbir anını kaçırmadığımız dizinin bitimine […]

Ev Yerleşiyor

Siftahını ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum. Ses denilen hissi anlamaya başladığım ilk anlarda olmalı. Kulağıma gelen ilk çıtırtıyı, muhtemelen yattığım beşiğin tavana bağlı, adına sikke denen halka gıcırtısıyla karıştırmışımdır.

Cılga

Şu yemek uzmanlarının zorlama buluşlarıyla ortaya çıkan kaya pasta, kütük pasta, papatya pasta gibi yeni çıkma isimler var ya; tam da onları hatırlıyorum üst üste yığılmış gibi duran taşları görünce.

Şerbet

Şu sıralar iyiden iyiye şerbete sarmıştı. Düğün değil bayram değil ziyafet değil, ramazan hiç değildi. Yatıyor kalkıyor şerbet diyordu. Demesi de gayet tabiiydi; ayaklarının dibinde dolanıp duran, mahzun suratlı kedisinin […]

Gölgeler Uzarken

Akşam alacasına doğru ilerleyen saatlere yeni sesler karışıyor. Alıççılar, çirciler, seyyar baharatçılar, sakatatçılar… itmeli arabaları ile sokağı sarsarak geçiyorlar. Kapı önlerini sulayan çıraklar, arkalıksız iskemlelerini çıkaran esnaflara oturma rahatlığı sağlıyor. […]

Kamelyalı Kameriye

“Top oynayan şu veledi bir bulsam!…” diye bağırdı yönetici. Gene cam kırılmıştı. Bu kaçıncıydı yahu yaza girileliberi? Birini taktırmadan diğerinin canına okuyorlardı. Camcılardan komisyon mu alıyordu bu çilliler sürüsü?