Türk Dilinin İlk Kitapları (Yazmaları)

İnsanlık tarihi kadar eski olan
kitap, ilk insan olan Hazreti Âdem
ile anılmış, kendisine yirmi bir sahife
indirilmiştir. Büyük meleklerden
olan Cebrâil (aleyhisselam), Âdem
peygambere yazı yazmayı öğrettiği
için, Âdem aleyhisselam ilk inen
sahifeleri kendi el yazısı ile yazmıştır.
1 Dolayısıyla ilk yazı yazan insan
olarak kabul edilir. Kitabın ortaya
çıkması ise yazının dayanaklarına
bağlıdır. En eski dayanağın, kaya içi
piktografilerinden, eski Doğu’nun
ve klasik ilk çağın dikili taşları ve
yazıtlarına kadar, taş olduğu anlaşılmaktadır.
2
Yazmalar ise milletlerin en değerli
kültür varlıkları arasında yer
alan, bilim, sanat ve kültür araştırmalarında
en otantik kaynaklardan
oluşan eserlerdir. El ile yazılarak
meydana getirilmiş olduklarından
kıymetleri diğer eserlere nazaran
daha değerlidir.
Yazmaların papirüsten deriye,
pamuk levhadan kâğıda kadar uzanan
yolda oldukça ilginç bir serüveni
vardır. Hiçbir yazma eser, basma
eser gibi birbirinin aynısı değildir.
Farklı kişiler tarafından yazıldığı
için, bazen bilerek, bazen bilmeyerek
atlamaları, kelime ve cümle eksiklikleri,
yanlış okumalar gibi farklılıklar
arz eder.
Türk dilinin ilk yazmaları ise
Orta Asya’da ortaya çıkmış olmasına
rağmen bugün çeşitli ülkelerin
kütüphane veya müzelerinde
sergilenmektedir. Bugün dünyadaki
Türkçe el yazma eser sayısının
100.000 cildin çok üzerinde olduğu
söylenmektedir.
Türk dili bilginlerinin ellerinde
Gök-Türk yazıtlarından daha eskiye
ait metin bulunmamakla beraber,
Türk dilinin, çok daha eskilere
uzandığı biliniyor. Türkçenin bilinen
en eski kitabı, altıncı yüzyılın
sonunda Bumin Kağan’ın küçük
oğlu To-po’ya (572-581) Çin’den,
bir Budist metni olan “Nirvana-
Sutra”nın Türkçe’ye tercümesinin
hediye olarak gönderildiği bilinmekte
ise de bu metin günümüze
kadar gelememiştir.3
Bilindiği gibi Türk yazısının en
muhteşem abideleri, 726 -732 ve 735
yıllarından kalma Orhun kitabeleridir. Miladi
745 yılında Orta Asya’da kurulan Uygur Devleti,
Türk kültür tarihinde önemli bir yer tutar.
Uygurlar, yerleşik kültürün en iyi temsilcilerinden
biri olmayı başarmışlardı. Maniheist
ve Budist eserlerinin Uygur lehçesine tercümesinden
doğan zengin bir dinî edebiyat geliştirmişlerdi.
Bunlara ait yazmaların bir kısmı
resimli ve ciltli olarak bulunmuştur.4 Uygurlara
ait miladî 796 senesine denk gelen kayıtta,
Türk Dünyasında kâğıt üzerine yazılmış en
eski metin, dünyanın en eski kâğıtlarından biri
olarak kabul edilmektedir.5
Uygurlardan günümüze gelen eserleri dört
gruba ayırarak inceleyebiliriz.
1- Manici çevreye ait metinler
2- Barkancı (Budist) çevreye ait metinler
3- Hristiyan çevreye ait metinler
4- Müslüman çevreye ait metinler. “Karmavacana”
adlı eser, manastır kıyafetlerinin
kullanışına dair bir metindir. “Pravarana”
bir Budist rahibinin çekildiği inzivayı
anlatır. “Vinayavibhanga” adlı metin ise
manastır kurallarıyla ilgilidir.6
.
Tahminen 930 yılında ve Kök-Türk harfleriyle
kaleme alınmış olan “Irk Biti” (Fal
Kitabı), Mani muhitinde yazılmış önemli bir
metindir. İçinde dine ait unsurlar bulunmakla
beraber dinî bir eser değildir; bir fal kitabıdır.
7 Yine bu dönemlere ait Turfan’da bulunan
“Huastuanift” adlı eser Mani dinine ait
uzunca bir tövbe duasıdır. Tarım havzasında
bulunmuş diğer Mani metinleri arasında
“İki Yıltız Nom” (İki Kök Kanunu) adlı Manihaizmin
felsefesi ile ilgili bir eser de vardır.8
Uygurcaya çevrilmiş en hacimli kitap ise
Sudur denilen vaaz kitaplarından “Altım-Altun
Yaruk”tur. “Altın Işık” manasına gelir.
Beş Balık’lı Şıngku Seli Tutun tarafından
Çinceden Uygurcaya çevrilmiştir. 10. yüzyılın
ilk yarısında yazıldığı tahmin edilen Altun
Yaruk; Burlancılığın (Budizmin) esaslarını,
felsefesini ve Buda’nın menkıbelerini anlatan
bir eserdir. “Sekiz Yükmek” (Sekiz Tomar),
“Kuansi İm Pusar” (Ses İşiten İlah) yine bu
dönemde Çinceden Türkçeye tercüme edilen
eserlerdendir. Bu eserlerin çoğu yazma olmasına
rağmen bir kısmı o dönemin basma eserleri
arasında da zikredilmiştir.
İslamî dönemde ise Türklerin kullandığı
en eski metin ve en eski tarihli eserler X. yüzyıla
ait olduğu iddia edilen Kur’an tercümeleridir.
Günümüzde Meşhed Kütüphanesi’nde Gazneli Mahmud’un annesi için çevrildiği
bilinen Türkçe bir Kur’an tercümesi parçası
vardır. İbn en-Nedim, çeşitli dillerden Arapçaya
tercüme edilen eserler arasında “Kitabü’l
Buzat li’t-Türk” adlı bir kitaptan
bahseder. Bu eserin Türkçe olduğu ve İslamî
edebiyattaki ilk eserlerden zikredilmesine
rağmen aslı hakkındaki akıbet meçhuldür.
XI. asırda Karahanlılar’ın ortaya koyduğu
eserler, Türk dilinin İslâm’a geçiş dönemiyle
birlikte yazısının da değişikliğe uğradığı
dönemdir. “Kutadgu Bilig”, İslâmî Türk
Edebiyatının bilinen ilk büyük eseridir. XI.
yüzyılda Türkçe’nin bilim dili olarak kullanıldığını
gösteren en büyük tanıktır. Yusuf Has
Hacib, bu eseriyle Türkçe’nin bilimsel yolunu
açtı diyebiliriz. Kutadgu Bilig, mesnevi tarzında
yazılmış büyük bir edebî eserdir. Eserin
tamamı (bugün elde bulunan metin) 6645 beyittir.
9 Üç nüshası vardır. Herat, Mısır ve Fergana
nüshaları mevcuttur. Herat nüshası 17
Haziran 1439’da Şahruh döneminde Herat’ta
istinsah edilmiştir. Bu nüsha Uygur harfleriyle
yazılmıştır. Mısır nüshası, 1374’ten önceki
bir tarihte İzzeddin Aydemir adına Arap harfleriyle
istinsah edilmiştir. Fergana nüshası,
14. yüzyılın ilk yarısında Harezm bölgesinde
Arap harfleriyle istinsah edilmiştir.10
“Divân-ü Lügati’t Türk”, Türkçenin
bilinen ilk sözlüğüdür. Kâşgarlı Mahmûd’un
1073’te tamamladığını bildiğimiz “Türk Dilinin
Divânı” adlı eserin günümüze kadar gelen
tek nüshası Kâşgarlı’nın kaleminden çıkmış
orijinali olmayıp Muhammed bin Ebu Bekir
adlı İran asıllı bir müstensihin 27 Şevval 664
(1 Ağustos 1265) tarihinde Şam’da tamamladığı
kopyasıdır. 11 Eldeki bu tek nüsha Ali
Emirî tarafından İstanbul’da Bayezid Camii
yanındaki bir sahafta 1917 yılında bulunmuştur.
Fatih’te Millet Kütüphanesindedir.12
Kaşgarlı Mahmud’un bilinen Türk dilinin
ilk gramer kitabı “Kitâb-ı Nahv fi Lügat-it
Türk” adlı eseri hâlâ bulunamamıştır.13
Bu dönemin Türkçe yazanlarından biri
de Edip Ahmet bin Ali Yüknekî’dir. “Atabetü’l
Hakayık” adlı eseri 12. yüzyılda yazılmış
bir öğüt ve ahlak kitabıdır. Dört yazması
bugüne ulaşmıştır. Semerkant nüshası, Timur’un
oğlu Şahruh döneminde, 1444’te Semerkant’ta,
Hattat Zeynelabidin tarafından
istinsah edilmiştir. Düzgün bir hatla, Uygur
harfleriyle yazılmıştır. İkinci nüsha, İstanbul
Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Bölümü’ndedir.
Fatih veya II. Bayezid döneminde
İstanbul’da istinsah edilmiş olmalıdır. Arap
harflidir. Diğer nüsha ise Ankara Seyid Ali
nüshası da Arap harflidir.14
Türklerin Müslüman olmasında büyük
etkisi olan Ahmed Yesevî de Karahanlılar
devrinde yaşamış ve şiirlerini “Divân-ı Hikmet”
adıyla bir yazma kitapta toplamıştır. Ahmet
Yesevî’nin halifesi olan Süleyman Ata’nın
Türk dilindeki hikmetli sözleri ve ibretli latifeleri
Türkistanlılarca maruf ve meşhurdur.15
Sözlerini ihtiva eden kitap yazılmış olmasına
rağmen akıbeti bilinmemektir. “Bakırgan
Kitabı”, “Ahir Zaman Kitabı”, “Meryem
Kitabı” gibi bazı eserler de kendisine isnat
edilmiştir. Selçuklular devrinde Harezm bölgesi
iyice Türkleşmiş, burada Harzemşahlar
Devleti kurulmuştu. Bu sırada yetişen büyük
âlim Carallah Mahmud bin Ömer ez- Zamahşerî,
Harezmîlere ve Türklere Arapça öğretmek
için “Mukaddimetü’l-Edeb” adlı bir
eserini yazmış, satır aralarında Arapça kelimelerin
Türkçe tercümelerini vermiştir. Mukaddimetü’l-Edeb, kısa cümleler ve kelimelerden
oluşan en eski nüshaları, Harezm Türkçesi ve
Farsça tercümeleri nüshalarıdır. Harzemşah
Atsız’a sunulmuştur. 1128-1144 yılları arası
yazılmıştır.16
Müşterek Orta Asya Türkçe’sinin Batı
Türkistan şivelerinin merkezini Harezm ili
teşkil etmiştir. Bu şivenin belli başlı kültür
merkezleriyse Yedisu, Merv ve Buhara şehirleri
olmuştur. Bu bölgenin en karakteristik
eseri, Ali oğlu Mahmud’un “Nehcü’l- Ferâsid”
adlı eseridir.17
Bu devirde Türkçe üzerine yazılan en
önemli eser ise, müellifi Şemseddin Muhammed
bin Kays olan “Tibyanü’l-Lügâti’t-
Türkî”dir. Peygamber kıssaları denilen
“Kısasu’l- Enbiya”, Harezm Türkçesiyle
yazılmış, yazarı Nasireddin bin Burhaneddin
Rabguzî’dir. 1310’da yazılmıştır. “Muînü’l–
Mürid”, 1313’te yazılmış dinî-tasavvufi manzum
bir eserdir, yazarı tartışmalıdır.
XV. yüzyılın en büyük bilginlerinden olan
Ali Şîr Nevaî ise Türk dilini kullananlar için
rehberdir. Dil alanındaki millî şuuru gösteren
en önemli eseri “Muhâkemetü’l Lugateyn”
adlı eseridir. Pek çok eserinin yanında,
zikredilen bu eser, onun, Türk dilinin zenginliğini
ortaya koyması adına kaleme aldığı ömrünün
son dem eseridir.18 “Mecâlisü’n-Nefais”
adlı eseri Türk dilinde yazılan ilk şuarâ
tezkiresi olması bakımından önemlidir.19
İslâm dinini kabul eden Türkler, oluşturulan
ilk yazılı metinlerden kendi dillerinde
Kur’an yazma ve anlama yoluna gitmişlerdir.
Dolasıyla ilk Kur’an tercümeleri Karahanlılar
döneminde yapılmıştır. Bu eserler “Satır-altı”
tabir edilen tarzda yapılmış olan tercümeler-
dir. Arapça asıl metin daha iri harflerle üstte
bulunur.
Ülkemizde bu İslâmî ilk eserlerden bazı örnekler
bulunmaktadır. İstanbul’da Türk-İslâm
Eserleri Müzesi’nde bulunan nüsha (TİEM
nüshası) yazmada mütercim adı ve tercüme
tarihi kayıtlı değildir. Muhammed bin el-Hac
Devletşah eş- Şirazî tarafından 1333- 1334 yıllarında
istinsah edilmiştir. Bu yazma, Kur’an
tercümelerinden en eskileri kabul edilmektedir.
20 Bunun gibi bazı Avrupa ülkelerinde bulunan
Kur’an Türkçe tercümeleri İslâmî geleneğin
başladığı dönemlere atfedilmektedir.
Anadolu’ya XI-XII. yüzyıllarda Türklerin
yerleşmesiyle oluşan Türkçe eserler ise yok
denecek kadar azdır. Elimizde bulunan ve
müellifi bilinen Anadolu’da yazılmış en eski
kitap “Tuhfe-i Mubarrizî” adlı kitaptır.
Müellifi, Harezm asıllı bir tabip olan Hakîm
Bereket’tir. Bunun da “Hulâsa der İlm-i
Tıb” adıyla Türkçe başka bir tıp kitabı da bulunmaktadır.
XIII. asırda Anadolu’da Türkçe’nin pekişmesiyle
beraber oluşan kültür birikimi
Mevlana Celaleddin Rumî’nin “Divân”ında
ve şiirlerinde, Şeyyad Hamza’nın “Salsalnâmesi”
inde, Hacı Bektaş Veli’nin “ Makalât”
ında, Yunus Emre’nin “Divân”ında,
Ahmet Fakih’in “Çarhnâme”sinde görülmektedir.
XIV. ve XV. asır, artık Türk diline
ait eserlerin çoğalarak arttığı dönemdir. Pek
çok kütüphanemizde bu döneme ait eserler
bulunmaktadır.
Son yıllarda yapılan ilmi çalışmalar sonucu
ortaya konulan veriler gösteriyor ki Türkçe
dünyanın en eski dillerinden biridir. Ve bu
dilin ortaya koyduğu eserler henüz gün ışığına
yeni çıkmaktadır. Bilhassa Orta Asya’daki
çalışmalar (olabildiği takdirde), Türk diline
ait pek çok eseri ortaya çıkaracak, bilim dünyasına
sunacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir