Ulubatlı Hasan Yaşadı mı, Yaşamadı mı?

23 Haziran 2018

Mahmut Haldun Sönmezer

Son yıllarda yazdığı eserler ve yaptığı televizyon programlarıyla göz dolduran bir târihçimiz, İstanbul’un fethi sırasında bayrağı burçlara diken Ulubatlı Hasan nâmıyla marûf bir neferin olmadığını, bu isimde birisinin hiç yaşamadığını, onun uydurma bir karakter olduğunu söylüyor ısrârla.

Elindeki sancâğı sûrlara dikerken şehîd düştüğüne inanılan ve bu özelliğiyle destânlaşıp toplumsal hâfızaya yerleşen bu kahramân asker timsâli hayâli bir varlık da olsa fethin Fâtih ve Akşemseddin’den sonra gelen en önemli figürü ve sembol şahsiyyetidir hiç şüphesiz.

Millî muhayyile ve halk efkârının eseri olan bir şecâat ve kahramânlık timsâli bir müşahhas tarafından temsîl edilmese de aslâ sâhte ve uydurma değildir. Bir toplumda ona atfedilen değerlerin karşılığı yoksa Ulubatlı Hasan gibi kahramânlar ma’şerî şuûrda yaşayamaz, millî vicdânda kendisine yer bulamaz. O yüzden de bir kahramânın hayâli olması, onun sâhte ve uydurma olduğu anlamına gelmez. Neden şöyle düşünmüyoruz: Fethin gerçekleştiği gün adı ve ünvânı bilinmese de bayrağı sûrlara diken bir Osmânlı neferi mutlaka vardır. Kale düşerken gözünü budaktan esirgemeyen bir serdengeçti sûrlara çıkmış ve göklerin gelinliğini burçlara dikmiştir. Evet, o neferin künyesi bugün bize meçhûl olabilir. Fakat cihânşümûl Türk muhayyilesi onu; “Ulubatlı Hasan” nâmıyla ebediyyete mâl etmiştir. Vak’anüvîsler tarafından târihin iftihâr kütüğüne bu isimle kaydedilmese de halk efkârı onu “Ulubatlı Hasan” kaşesiyle millî vicdâna kazımıştır.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir