Ulubatlı Hasan’ın Ak Şeyhi

1 Haziran 2018

Mehmet Fatih Oruç

Birbiri ardına gürleyen topların dumanı her tarafı kaplamıştı. Sanki hiç durmayacak gibiydiler ve fasılasız şekilde patlamalar devam ediyordu. Her seferinde yer sarsılıyor, barut dumanıyla birlikte havaya kalkan toz toprak birbirine karışıyor, göz gözü görmüyordu.

Patlamayla birlikte toz bulutunun arasında kırmızı renkte bir parlama oluyor ve sanki şimşek çakıyordu. Arkasından gelen ve adeta arşa kadar çıkan tekbir sesleri, inananlara itimat sağlıyor, inanmayanlara ise korku veriyordu. Hemen arkasından bir daha, sonra bir daha ve bir kere daha… Hemen onların arkasında ise aman vermeden koca koca kayaları, surlarla buluşturan mancınıklar vardı. Taşların koyuluşu, gerdirilirken çıkan gıcırtılar ve sonrasında büyük bir gürültü ile taşın döne döne surlara doğru uçuşu.

Onların arkasında ise ovayı atılmaya hazır kaplanlar gibi bekleyen bir insan seli doldurmuştu. Kimisinin elinde kılıç, kimisinin elinde gürz, kimisinin elinde ise mızrak vardı. Bazıları ise her iki elinde kılıç, sabırsızca bekliyor, kılıçları ile havada daireler çiziyordu. Hepsi de toz bulutunun arasından belli belirsiz bir şekilde görünen surlara gözlerini dikmiş, kulakları hücum emrindeydi.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir