Üşüyen Durak

11 Mart 2018

Süleyman Eldeniz

Geçenlerde, tam da güneş sırtıma vurmuş, kemiklerimi ısıtmış, göz kapaklarımı açamıyorken bir tıkırtıyla uyandım.

Geçenlerde dediysem, hani çok kar yağmıştı ya bir ara, o zamandan bahsediyorum.

Offf! Ne kadar da geç olmuş!? Kimseler gelmemiş demek ki!

Aaaa! Yoldan da hiç araba geçmemiş. Demek ki kardan yollar kapanmış. Şu tıkırtıyı yapanlar da bizim köyden Orhan ile Rahman’mış.

O da ne!? Orhan’ın sırtında bir soba, Rahman’ın sırtında da borular var.

Dün okul servisi bir saatten fazla gecikince bekleşen çocuklar da, şehre inecek olanlar da, Orhan’la Rahman da fena üşümüşlerdi. Laf aramızda, ben de çok üşümüştüm… Çocukların ellerinde eldivenleri, üstlerinde montları, kafalarında bereleri olduğu halde büyüklerine sarılıp durdular. Bir ara yerlerinde zıpladılar. Sabah jimnastiği miymiş ne; ondan yaptılar. Herkes çok üşüdü çoook.

*

Bir müteahhit edasıyla ölçtüler, biçtiler, sobayı tam ortama kurmaya karar verdiler. Eli alışkın çocukların, çabucak kuruverdiler. Boruları da sağ yanımdan yukarıya doğru uzattılar. Çok geçmedi, bir çuval odun da getirdiler. Denemek için bir de yakıvermediler mi! Oh be, kemiklerim ısındı.

Her sabah çocuklardan önce gelip sobayı yakacaklarmış. Helal olsun bu Orhan’la, Rahman’a. Bilirdim zaten iyi insanlar olduklarını.

Şimdi siz, nereden bilirsin diyeceksiniz. Oooo, ben çok şey bilirim!

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir