Yalaktaki karıncalar

Muhteşem bir gün…
Köyleri birbirine bağlayan yollardayız,
süslenmiş bayram çocukları ve mey-
danlardaki kahvelerde bayramlaşan
adamlar…
Evreşe’den girdik, Malkara yakınların-
da ana caddeye çıkacağız.
Gökler masmavi, yerler yemyeşil ve
ufuklara kadar sarı ayçiçekleri. Hani
bakmaya doyamazsın ya, öyle bir man-
zara.
♥ ♥ ♥
Az sonra, sol tarafımdaki yolu fark
ediyorum. Toprak rengi bu kalın çizgi,
ayçiçeği tarlalarına dalıp, sanki küçük
bulutların takılıp kaldığı uzaktaki ah-
lat ağacına doğru gidiyor.
Canlı, gerçek ve inanılmaz güzellikteki
bir fotoğraf bu.
Ondan vazgeçemezdim. Durdum…
Geri geri geldim. Şosenin kenarına ya-
naştım. Gelen giden başka vasıta yok.
İndik. Köşede, beyaz sıvası çoktan dö-
külmüş beton bir çeşme var. Önünde
ise hayvanların su içmesi için yapılmış
iki üç kademeli bir yalak.
Ayçiçekleri arkamızda kalıyor ve çok
güzel fotoğraf karelerine giriyoruz…
♥ ♥ ♥
Bu sırada fark ediyorum ki; çeşmenin
kurnasından su akmıyor. Hava da çok
sıcak olduğundan yalaklardaki su epey
alçalmış.
O sırada başka bir şey daha fark ediyo-
rum ki; suyun üzerinde binlerce karın-
ca var. Hepsi birbirine tutunup öbek
olmuşlar, fakat kurtulabilecek durum-
da değiller. Üstelik elle veya bir başka
şekilde toplanacak gibi de değiller.
Hemen çeşmenin yakınındaki ayrık
otlarını yoluyorum ve bu yaprakları,
karıncaların ve suyun üzerine bol bol
serpiştirmeye başlıyorum.
♥ ♥ ♥
Önce biraz bekleyip, sonra harekete ge-
çiyorlar. Her yana saçılmış otları köprü
olarak kullanmaya başlıyorlar. Bir otun
üzerinden diğerine, sonra diğerine ve
sonra bir diğerine yol buluyorlar.
♥ ♥ ♥
Göz göze bakıp gülüşüyoruz; “bunlar
için dönmüşüz meğer” diyoruz.
Sonra şu geliyor aklıma:
Kurtulmak isteyip de kendine köprü
arayan ne çok karınca var, kim bilir…
İşte avucumuzda suya serpiştirdiğimiz
şu ayrık otlarına benziyor sanki Dîvan-
yolu dergimiz.
M

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir