Yaşamaya Cesaretiniz Varsa!

Köydeyim, şehrin gürültüsünün,
hızının ve renginin dışında…
Yaz yağmurlarının ardından
Eylül de ortalığı silip
süpürecek bir ıslaklıkla geliyorum
der gibi… Ağustos, yağmuruyla
daha bir bakılası ve daha
sarı, daha güneş… Yamaçlardaki
kahverengi ağaç kütükleri bile
buharlarıyla, mevsimi büyülemeye
devam diyor. Aynı anda
bir sessizlik de yağıyor. Kayısı
bahçeleri bu yılki kasvetli bakışlarını
ve üzgün gözlerini yıkıyor.

Yeşil serinlik, onları da
etkiliyor. Çatılar suları uğurlamaya
doğru şapkalarıyla birlikte
her daim hazır… Derken toz
toprak, otlar ve hayvanlar da
nasibini alıyor. Peki ya mezarlık?
Orası zaten tufan. Hani her
tufan Dünya üzerinde büyük
bir değişime sebep olurmuş ya;
bence değişimin en özel ve en
büyük şekilde yaşandığı yerler
ve her yağmurla birlikte yeniden
değişiyor…
Yağmurun sesi, doğayla konuşuyor
ve rengi şehrin neon ışıklarının,
farlarının çok dışında,
çok üstünde bir tonda parlıyor.
Bu arada buharla kaplı ön camın
görmeme müsaade ettiği
ölçüde bakıyorum vee son meyveler
de yere düşüyor… Biliyor
musun tüm bu görüntüler ve
daha fazlası çok daha anlamlı,
çok daha derin olabilir. Nasıl
mı?.. Gözlerim masadaki radyoyu
ararken, elim çoktan kanalını
seçiyor. 21.yy belki radyomu
götürdü ama müziği bir
yere bırakmam, o daima bende
diyorum, radyodaki frekansla
birlikte içimin müziğini de açıyorum…
Yağmur yere düşerken,
duyguları da göğe yükseltiyor.
Sen de aç müziğini, kendi sesini
ve sözünü aç… Bırak uçan balonlar
gibi göğe yükselsin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir