Yavuz Bahadıroğlu ile geçen yılları söyleşmek

14 Eylül 2017

Muammer Erkul

Kitaplarının başında Rize Pazar ilçesinde doğdu diyordu.

Pazar, hele o yıllarda çok uzaktı ama her zaman da -merak edilen- bir hayal oldu benim için.

Onu ilk defa yazı işlerinin karışıklığı içinde görmüştüm. Sonra birkaç kişinin bulunduğu odada. Bir defa da, mescit olarak ayrılmış en üst katta, yalnız başına namaz kılarken seyrettim ki; secdeye giderken, kırçıl ve uzun saçlarının dalgalanışı hala gözümün önünde.

Yıllar geçti. İlk çalıştığım dergimin sorumlusuydu.

Üzerine başka dergiler, gazeteler geldi. Orada öğrendiğim teknik işler başka yerlerde de lazım oldu… Uzun yıllar köşe yazarlığı yaptım, sonra kendi dergimi çıkardım.

Bir gün, bu cânım ülke öyle bir virajdan döndü ki, hepimiz duvarlara savrulduk, yaralananlar oldu hatta şehitler verdik. Fakat, uçuruma yuvarlanacağımızı umanlar-bekleyenler sukut-u hayale uğradı.

İnsanlar ve hepimiz, meydanları doldurmaya başladık. Demokrasi mitingleri yapılmaya başlandı. Bazı şehirlerdeki meydanlarda biz de bayrak salladık. Amasya, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon…

O da meydanlardaydı, her zamanki gibi durmadan anlatıyordu herkese. “Tarihi Sevdiren Adam” tarihten de örnekler vererek uyandırmaya gayret ediyordu kalabalıkları.

Karadeniz sahili boyunca araba sürerken “Acaba” dedim… İstanbul ve yurdun çeşitli şehirlerinde konuşuyordu ama… Aradım ve tekrar Pazar’a döndüğünü öğrendim.

Günlerden Cuma’ydı, yakınlarda olduğumu öğrenince: “Köydeyim Muammer’im, bekliyorum” dedi ve bastım gaza, doğuya doğru.

Önce Rize, sonra Pazar ve sonra Radar yönünde tırmandım, Hisarlı köyü…

Bir dükkânın önünde oturanlara sordum evini;

“Caminin bitişiği” dediler. İlerledim. Minarenin şerefesine sabitlenmiş olan uzuuun bir ipin diğer ucu, hemen yan bahçedeki binanın ikinci kat balkonuna bağlanmıştı. İki yapı arasında da kocaman (kesinlikle bu köydeki en büyük bayraktır) bir bayrak asılmıştı.

Hava almak için dışarı çıkıyormuş, kapıda karşılaştık Yavuz Bahadıroğlu ile. Bilindik haliyle ve o’ları uzatarak;

“Ooo, Muammer’im, hoş geldiniz” dedi. Hasretle kucaklaştık. Sonra hemen;

“Bayrağımı gördünüz mü, dedi… Ben köyün delisiyim!”

Çalmasınlar diye halatla balkona bağlamış gibiydi minare! E zaten burası Karadeniz’di, her şey mümkün… İşte bu çapraz, uzun ipe asılmış olan “Bayrağı görünce buralarda olduğunuzu tahmin ettim” dedim ve ekledim:

“Akıllı olan benim yaptığımı yapar mı? Peki şimdi merak ettim, benden başka hiç gelen oldu mu buralara kadar?

Düşündüü düşündü;

“Hayır, dedi. Olmadı yav…

İlk gelen sensin…”

“Öyleyse daha da iyi. Röportaj yapacağım sizinle.

Dîvanyolu’na basacağım, bu köyde yapılmış söyleşimizi vee tarihe geçeceğim.

...
Yazının tümü basılı dergimizde! ABONE olmak için lütfen TIKLAYIN

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir