Yıldız Saray-ı Hümâyûnu

İstanbul’un fethinden hemen
sonra inşa edilen Eski Saray, Fatih’in
emriyle devlet idare merkezi için
yaptırılan Topkapı Sarayı, İmparatorluğun
en görkemli yapılarından
Dolmabahçe Sarayı ve en son olarak
devletin dördüncü idare merkezi
olan Yıldız Sarayı bölgesindeyiz.
Aziz ve Asil İstanbul’da emsallerini
kıskandıracak zarafetiyle, iki
kıtanın birbirine birleştiği yere en
hâkim konumuyla, dünya milletlerinin
bir temaşalık an için Acem
mülklerini feda edebildikleri eşsiz
manzarasıyla, asırların tanığı, padişahların
sırdaşı Yıldız Saray-ı Hümayunu’ndayız.
TARIHÇESI
Boğaza en hâkim konumlardan
biri olan ve yüzlerce dönümü kapsayan
bu bölgeye ilk yerleşimin
Bizans döneminde olduğu bilinmektedir.
Osmanlı dönemi kayıtlarına
göre ise burası Hazine-i Hassa
defterine kaydedilmiştir ve Kanuni
Sultan Süleyman devri ve sonrasında
av amacıyla kullanılmıştır.
Bölge, Osmanlı döneminde “Civan
Kapucubaşı Bahçesi” ya da “Kazancıoğlu
Bahçesi” olarak bilinmekle
beraber, Sultan Birinci Ahmed
döneminde padişah bahçelerine
katılmış ve bu bahçelere ilk yapıyı
da yine Sultan Birinci Ahmed inşa
ettirmiştir. Babası Sultan Birinci
Ahmed’in inşa ettirdiği bu kasrı oğlu
Dördüncü Murad saltanat süresince
av amaçlı kullanmıştır.
Tarihler 18. yy sonunu gösterdiğinde
Sultan III. Selim annesi Mihrişah
Sultan için Yıldız Korusu’na bir
kasır inşa ettirir. İnşaatın bitiminin
ardından yapılan kasra Yıldız Sarayı
adı verilir ve bu tarihten sonra
Yıldız Korusu şimdilerdeki ismiyle
anılmaya başlar. Sultan III. Selim’in
vefatından sonra II. Mahmud döneminde
de bölge büyük bir öneme
havidir ve burada padişahın bizzat
izleyici olarak bulunduğu bazen ok
ve bazen de güreş müsabakaları düzenlenmektedir.
Sultan II. Mahmud
Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra
Asakir-i Mansure-i Muhammediye
ordusunun talimlerini de burada denetlemiştir.
II. Mahmud’dan sonra
tahta geçen oğlu Sultan Abdülmecid
bu koruya annesi için Kasr-ı Dilküşa
isimli bir köşk inşa ettirir. Sonrasında
tahta geçen Sultan Abdülaziz
ise genellikle yaz aylarında kalmayı
sevdiği bölgeye köşkler inşa ettirir.
Bunların arasında Balyan ailesi tarafından
yapılan Mabeyn Köşkü ön
plana çıkar. Bu sarayın dış kısmına
ise Çadır Köşkü ve Malta Köşkü’nü
yaptırır. Rivayetlere göre Sultan
Abdülaziz 1873 yılında Malta’da bir
Müslüman Mezarlığı kurdurmuştur.
Hemen ardından da burada Malta
isimli zikri geçen köşkü inşa ettirmiştir.

Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi
tarafından restoran olarak işletilen
Malta Köşkü, Osmanlı döneminde bazen av
partilerine, bazen eğlencelere ve bazen de
sürgünlere ev sahipliği yapmıştır. Milli Mücadele
döneminde İstanbul’u işgal eden İngilizlerin
siyasetine aykırı hareket eden 140
devlet adamı 1919-1921 yılları arasında burada
hapsedilmişlerdir. Haricinde Ali Suavi’nin
de dâhil olduğu Çırağan Baskını amacına ulaşamayınca
tekrar tahta geçirilmek istenen
Sultan IV. Murad Malta Köşkü’nde uzun süre
gözaltında tutulmuştur.
Sultan Abdülaziz’in tahtan indirilmesi ve
öldürülmesi, ardından tahta geçirilen Sultan
V. Murad’ı oldukça etkiler. Yeni padişah kısa
süren 93 günlük saltanatının tamamını Yıldız
Sarayı’nda geçirir. Sultan II. Abdülhamid
amcasının öldürülmesine ve V. Murad’ın tahtan
indirilmesine tanık olduğu gibi devletin
harici ve dâhili düşmanlarının farkındadır ve
bu sebeple Dolmabahçe Sarayı’nda kalmak
istemez ona göre denize sıfır olan Dolmabahçe
Sarayı korunaksızdır, bu sebeple Yıldız
Sarayı’nı devletin idare merkezi yapar. Yıldız
Sarayı esas oluşumunu bu dönemde yaşar ve
devletin ana sarayı olarak kullanılır. Bunun
için Yıldız Saray-ı Hümayunu adı verilen bölgenin
etrafındaki araziler satın alınarak çevre
genişletilir. Oldukça büyük korusu, Saray
ve Harem bölümüyle büyük bir yerleşkeye sahip
olan Yıldız Sarayı, Sultan Abdülhamid’in
33 yıllık uzun saltanatında imparatorluğun
yönetim merkezi olur.
Köşkler, tiyatro, müze, kitaplık, mescid,
hamam, marangozhane, tamirhane, kilithane
ve hayvanat bahçesi gibi park yapıları
inşa ettirilir koru içerisinde. 400 yaşında
olan ve nadir bulunan bazı özel bitki türlerinin
bulunduğu Yıldız Parkı Sedir, Çam, Köknar,
Ladin, Kaymak Ağacı ve Oya Ağacı gibi
birbirinden farklı 120 çeşit bitkiyi içerisinde
bulundurmaktadır. Rivayetlere göre Sultan
Abdülhamid yönetim merkezini buraya taşıdıktan sonra koruya önem vermiş ve yerli,
yabancı pek çok mimar tarafından düzenlenmiştir.
Yıldız Sarayı’nda yaşadığı dönemde buraya
bir de Müze Fabrika kurulmasını emreder
devrin padişahı. Sultan II. Abdülhamid’in
emriyle kurulan bu çini fabrikası hem ülkenin
çini ihtiyacını karşılamak hem de gerilemeye
yüz tutmuş çini sanatını gündemde
tutmak adına Yıldız Çini Fabrika-i Hümayunu
ismiyle 1891 yılında hizmete açılır.
TALAN VE YAĞMA
Tarihin en dehşetli olaylarından olan 31
Mart ayaklanması neticesinde bu ayaklanmayı
bastırmak için Selanik’ten gelen Hareket
Ordusu’nun ayaklanmaya son vermesinin
hemen akabinde Sultan II. Abdülhamid’i
tahtan indirmesi ve sürgüne yollamasıyla
Yıldız Sarayı tarihin daha evvel tanık olmadığı
bir şekilde yağmalanır.
33 yıl İmparatorluğun idare merkezi olan
ve gece gündüz daima devlet işlerinden ışıkları
yanan Yıldız Sarayı’nda bulunan ve Sultan
Abdülhamid’e yabancı devlet adamları
tarafından gönderilen hediyeler, padişahın
özel eşyaları, ailesine ait olan eşyalar, mücevherler
ve özel koleksiyonlar talan edilir. Sarayın
içerisindeki eşyalar ve pek çok mobilya
yağma edilerek neredeyse sarayın tamamı
boşaltılır. Yıldız talanından tek kurtulan birim
ise sarayın özel kitaplığıdır. Bu kitaplık
kütüphanenin müdürlüğünü yapan Şeyh Kalkandereli
Sabri Efendi’nin “önce beni çiğneyin”
deyip kapının eşiğine yatması ve onu
gören askerlerin şeyhi tanıyıp hürmet göstermesiyle
yağmadan kurtulabilmiştir.
Cumhuriyetin ilanından sonra kütüphane
İstanbul Üniversitesi’ne bağlanmış ve
içerisindeki bütün kitaplar Beyazıt’taki kütüphaneye
nakledilmişlerdir. Bu kütüphanenin
müdürlüğüne de Sabri Efendi’nin oğlu
Nurettin Kalkandelen getirilmiştir.

BEDBAHT BIR SARAY
Talihsiz olayların, acı akıbetlerin tanığı
olan Yıldız Sarayı, Sultan Vahdeddin’in 1922
yılında ülkeyi terk etmesiyle beraber bir
müddet boş kalsa da 1924 yılında Mekteb-i
Erkân-ı Harbiye’ye tahsis edildi. Fakat aynı
tarihlerde Yıldız Sarayı’nın ve dahi dâhilinde
bulunan binalarla bahçelerinin satılması,
kiraya verilmesi ve halka açılması gündemdeydi.
Yapılan yazışmaların ve sunulan
tekliflerin akabinde Başbakanlık tarafından
Şehremanetine verilmesi uygun görüldü.
İşte bu tarihten bir yıl sonra Yıldız Sarayı
tarihinin en acı günlerini yaşadı. 28 Haziran
1925’te mevcut saray binaları, parklar ve
bahçeler dâhil olmak üzere tüm alan eğlence
ve oyun salonlarına çevrilmesi kararlaştırılarak
İstanbul Belediyesi’ne verildi.
30 BIN LIRAYA 30 YILLIĞINA
KIRALANDI
İstanbul Belediyesi ise gereken işlemleri
tamamladıktan sonra 8 Ağustos 1926 yılında
gazino, kumarhane ve çeşitli eğlencelerin
yapılması halinde Mario Serra adlı bir İtalyan’a
Yıldız Saray-ı Hümayunu’nu kiraya
verdi. Fakat akıbet odur ki Sarayın kumarhane
olarak kullanılması milli vicdanı rahatsız
etmekteydi ve en büyük rahatsızlığı
da İstanbullu ve Anadolulu tüccarlar duymaktaydı.
On yıllarca halkına hizmet etmiş
ve içerisinde türlü fedakârlıklara şahitlik
etmiş olan Yıldız Saray-ı Hümayunu artık
kendisine zengin olarak gelenleri, sabahında
tüm parasını kaybetmiş olarak uğurluyordu.
Misafir tüccarları perişan, cebinde parası
olanları da sefil hale getiriyordu.
Kamuoyu üzerinde zararlı tesisleri fark
edildikten sonra TBMM’ne taşınan soru
önergeleri olsa da duruma kimse bir son vermiyordu.
Avrupa’dan getirilen zengin müşteriler,
İstanbul’un zengin sosyetesi tarafından
büyük ilgi gören gazino her gece dolup
taşıyordu. Nihayet her şeyini kaybeden bir
üst düzey subayın, kapısının önünde intihar
etmesi bardağı taşıran son damla oldu ve
sözleşme iptal edilerek işletme hakkı da şirketten
alındı. İşletme hakkının kendisinde
olduğunu savunan şirket birkaç defa mahkemeye
başvursa da bir sonuç alamadı.
Kumarhane yıllarından sonra bir müddet
boş kalan bina 1946 yılında Harp Akademilerine
bırakılmış ve nihayet 1978 yılında
Kültür Bakanlığına devredilmiştir. Kültür
Bakanlığı bünyesinde bulunan saray 1993
yılından itibaren müzeleştirilmeye başlamıştır.
1999 yılında yaşanan Marmara depreminde
büyük bölümü bakımsız ve harabeye
dönen Yıldız Sarayı daha sonraki yıllarda
oldukça başarılı bir onarımdan geçerek günümüze
ulaşabilmiştir.
Son zamanlarda, Cumhurbaşkanlığı ofisi
olarak kullanılma kararı alınması, Sarayın
yapılış gayesine uygun olması münasebetiyle
sevindirici bir durumdur. Yağmadan,
talandan, kumarhane yıllarından sonra hak
ettiği değere kavuşması elzem olmakla beraber,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Osmanlı’ya
bir vefa borcudur.
İstanbul’un en başköşesinde ama bir o
kadar da uzağında bulunan Yıldız Parkı’na
düşürün yolunuzu… Şehrin adeta ciğerleri
konumunda olan bu parkın biblo misali görenleri
hayran bırakan eşsiz yapılarına girin.
Asırların tanığı duvarları, tavan işlemelerini
ve selsebilleri temaşa edin. Devletin en zor
zamanlarına şahitlik eden Yıldız Sarayı’nı
selamlayın ve kulak kabartın önemli kararların
alındığı mabeyn dairesine, toplantı
masasına ve dahi eşyalarına. Sultan III. Selim’i,
II. Mahmud’u ve Sultan Abdülhamid’i
hatırlayın. Asırların emanetini dinleyin kuş
sesleri arasında…
Selam edin Osmanlı’ya bir kez daha…
Ama yalnız Kalp İle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir